« Önceki :: Sonraki »

Yalnızlık Seninle

Mutluluk girdabında yollar hep çıkmaz sokak. Verilen adresler farklı, yollar engebeli, yolcu şaşkın ,üzgün ve kızgın. Menzile ulaştıracak araçta da sorunlar çok. Zira bazen yolda kalıyor. Bazen irili ufaklı kazalar geçiriyor.

Hedefdeki nokta tek ama, ya güzargahlar değişmiş yada araçlar. Belirlenen o noktaya ulaşılamıyor.

İnsanoğlunun aslı adem yani yokluk , yani hiçlik, bir zerre kadar bile olmayan bu insancıklar, neden var olduklarını ispata kalkışırlar sürekli. Küçücük dünyalarına büyük büyük duygularını sığdırma çabaları nedendir. Yalnızlığa niye razı olmak istemezler. Oysa daha dünyaya gözlerini açtıkları o ilk günden beri, tek başına olduklarını bildikleri halde.

Ey insaoğlu! artık aklını ve idrakini iyice doldur bu gerçek fikirle. Kendine yalnızlığını paylaşacak birini asla arama.çünkü hiç kimse senin yalnızlığına ortak olamaz. Ne anne , ne baba, ne eş ve nede çocuklar... Sen hep kendinlesin. Aslında senin en kadim dostun yine sensin. Senin yalnızlığını senin nefesinden başka hiç kimse anlayamaz.

Yorum (yok) Yorum yaz!

MERHABALAR

merhaba dostlarım uzun süredir şehir dışında olduğumdan dolayıuzak kaldım.her nekadar istemeyrekde olsa böyle işte...
sanırım yine uzun bir müddet bir arada olamayacağız ama emin olun gönlüm hep sizlerle..
şimdilik sağlıkla ve sevgiyle kalın....

Yorum (1) Yorum yaz!

Tuzlu Kahve

Tuzlu Kahve
kıza bir partide rastlamıştı.. harika birşeydi. o gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

“ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “kahveme koymak için.”

yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. kahveye tuz! delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

kız, merakla “garip bir ağız tadınız var.” dedi.. delikanlı anlattı: “çocukken
deniz kenarında yaşardık. hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. bu tatla büyüdüm ben.
bu tadı çok sevdim. kahveme tuz koymam bundan. ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... ev duyusu olan biri... kız da konuşmaya
başladı. onun da evi uzaklardaydı. çocukluğu gibi...

o da ailesini anlattı. çok şirin bir sohbet olmuştu... tatlı ve sıcak.
ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. şöyle diyordu, satırlarında: “sevgilim,
bir tanem. lütfen beni affet. bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. tuzlu kahvede.

ilk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘tuz’ çıktı ağzımdan. sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. ama her defasında korkudan vazgeçtim.
şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

işte gerçek: ben tuzlu kahve sevmem! o garip ve rezil bir tat.
ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
hem de zerre pişmanlık duymadan. seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. lafı açıldığında
birgün biri, kadına “tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..

gözleri nemlendi kadının...
çok tatlı!.. dedi...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Bir Masal Anlat Bana!

bir masal anlat bana!!


Bir masal anlat bana, dilini bilmedigim...bir masal anlat sonunu kestiremedigin...anlat...
basimi dizlerine koyayim ben ve sen anlatmaya basla..tum kelimeler suzulsun saclarimdan..senin gozlerine dolunay vursun, benimkilere sen.
Bir masal anlat bana, kahramanlari sen ve ben olalim..bizi anlatsin masal.
Umutsuz bir cumleyle baslasin once, hayal kirikliklariyla devam etsin.
Gizli bir sevdadan soz etsin her harf, her cumlede adimiz gecsin. Yalvarislar, ozlemler, goz yaslari, mum isigindan umutlar olsun icinde.
Sen anlat, ben aglayayim..sen sil gozlerimi, ben ellerin gozlerime degsin diye surekli aglayayim..

Bir sarki soyle bana...tek bir sarki, melodisini uydurdugun..sozlerinde hasret olsun, sicak bir opus olsun nakarat aralarinda...
ruzgar kemanini cikarsin, hani su uzun zamandir yanimizda calmadigi.. Sen saclarindan kemana tel yap ve yureginden akort...
tek bir sarki soyle bu gece bana, icinde, imkansizliklar, engeller...
soguk karanliklardan bahsetmeyi de unutma...bu sefer sen agla, ben sileyim senin gozlerini..Sen ellerime bir opucuk kondur yeter ki, ben aglamasan da silerim gozlerini...

Zaman dursun dizlerinde..gunes bir daha hic dogmasin..yildizlar hic kaybolmasin gokten..
En derin lacivertleri goz yaslarimla yirtayim o gece..ve ellerin gozlerime tek bahane olsun..

Sonra sen sus ve ben anlatayim sana..masal degil ama...sirtima, gogsume, gozlerime, beynime kor bir bicak gibi saplanan gercekleri...
icimdeki tum gercekleri anlatayim sana..hayal gucumu bile korelten gercekleri...
uzaklardan bahsedeyim..yakin olan uzaklardan, uzak oldugunu sandigimiz yakinlardan, yuregimizdeki uzaklardan ve mantiksal uzakliklardan...
sen ogrendikce sok eden gercekleri, ben aglayayim..sen sirtimdan cikarmaya basla bicaklari, sen cikardikca ben yenilerini saplayayim..

Sen sus ve ben sana intiharlardan bahsedeyim..ucurumlardan, korkulugu olmayan balkonlardan, freni tutmayan arabalardan...
bir intihar gibi üzerime coreklenen sevdadan bahsedeyim sana..imkansiza asik olmayi anlatayim..bosa umitlere kapilmayi, her gordugumde bosa umutlanmayi anlatayim...

Dolunay vuran gozlerinde gordugum kendi intiharimi anlatayim sana..Bir goz kirpmalik zamanda kendimi birakayim gozlerindeki ucurumlardan..
O uzun kivrimli kirpiklerin bile yetisemesin beni ellerimden tutmaya..Ben gozlerine gomuleyim, sen agla, ben topragimda yediverenler yetistireyim.

Her sey basa sarsin sonra..tekrar seni goreyim..tekrar seveyim..tekrar dizlerine koyayim basimi..aglayayim ve yine gozlerinden atayim kendimi, dunyanin o en derin ucurumuna...

Kod: ‹ ben ›
her sey surekli basa sarsin ve ben en sonunda yine her seferinde oldugu gibi senin suladigin o yediverenlere doneyim...

Yorum (1) Yorum yaz!

ßaşka DiLden Seviyorum Seni..!!

ßir diLin ßütün sözcükLerini kuLLansam seni tarif Edemeyeceğimi ßiLiyorum.

uLaşıLmaz oLdun hep;

dokunma Hissetmek ve doLu doLu yaşamak isterken seni,

kocaman ßir YaLnızLıktı payımıza düşen..

Payıma düşen her şeyi erteLedim.

ama erteLeyemediqim ßir şey vardı,

sana ßenziyordu. su oLsan dokunduqumda ßozuLurdun,

ßozuLmayan ßir 'şey'din...

qidiLecek ßir yer OLsa sonu oLurdu,

"sonu oLmayan ßir 'şeysin Sen..."

uykuda qørüLecek ßir rüya oLsa uyanırdım,

ßeni rüyamdan Uyandırmayacak ßir 'şeysin Sen...

seni dü$ündükçe yoruLuyorum desem

"Dünyanın en ßüyük yaLanı oLur."

yaLanım yok..

YasaLarın ßiLe tanımLayamadıqı ßir 'şeysin sen..

ßana hep kendimi hatırLatan ßir 'şey'sin Sen..

Uzaksın, yakınsın, özLenensiN

ama

" ßuqün deqiL, yarın qißi ßir 'şey'sin sen..!!"

ßuqün her öLümLe ßiraz öLürken,

" seni düşündükçe hayata Dönüyorum yeniden..!! "

qecenin en karanLık yerindeyim,

" ßir siqara ateşinin AydınLattıqı kadar ışık ßiLe oLsan yine de istiyorum Seni...!! "

Adına aşk diyorLar, qeLecek diyorLar...

ßana yetmiyor.

her Nefes aLışımda sana ßir adım daha yakLaşmak istiyorum.

" ßir ßaşka DiLden seviyorum Seni..!! "

Sewmek ßir suçsa eqer..

kendimi ihßar ediyorum..

Yorum (yok) Yorum yaz!

SAHTE BAHAR

SAHTE BAHAR

Kokunu özledim GÜLÜM
En sevdiğim iki kokuydu
Bir taze bahar kokusu
Bir de Gül tenin Gül kokusu
Binbir çeşit kokuyu peşine takar,
Öyle gelirdi eskiden bahar.
Ne tarafa çevirsem burnumu
Binbir çeşit kışkırtıcı çiçek kokusu.
Bir tek geçen bahar bir garip, bir tuhaftı
Bütün bahar dallarında senin kokun vardı
Menekşeler, papatyalar, ortancalar...
İnadına Gül kokuyordu, sen kokuyordu.
Gül rengiydi dolunay,
Yakamozlar birer Gül goncasıydı saçlarında,
Gül suyuyla yıkanıyordu Dolmabahçe her gece,
Tomurcuk tomurcuktu ellerin rüyalarımda.
Bir Gül, bir gülüş ve tatlı bir düş...
Böylece geçti geçen bahar

Bakma geçen bahar dediğime
Bin yıl geçti aradan
Bin yıllık yaşadım
Bin kez yeniden doğdum avuçlarında
Doğdum, doğdum, hep doğdum
Hiç büyüyemeden
Bin kez öldüm vedalarda
Kavruldum, yandım sevdalarda
Küllerim savruldu rüzgarlarda
Kahrolası anılar resmi geçit yaparken,
Gözyaşlarım okyanuslarla yarıştı
Çok ağladım, çok güldüm.
Ey ömrüm !
Bin kere öldüm,
Gül tenin Gül kokusuna
On bin kere daha ölürüm
Güle güle ölürüm
Ölürüm de,
Onbin kere daha doğarım
Her bahar teninin kokusunda

Ama !...
Ama bu bahar !...
Bu bahar başka bir bahar
Başka türlü geldi bu yıl bahar
Ya bu bahar başka
Ya da 35 yıllık burnum ihanet ediyor bana
Ciğerlerimi patlatırcasına çekiyorum havayı içime ama
Ne bahar, bahar gibi kokuyor,
Ne de Güller, Gül gibi
Yoksa yanlış mı hatırlıyorum
Bozkır toprağı bu kadar kısır mıydı?
Ya o çiçekler !
O buruk sevdaların gözyaşlarıyla
Kokusu akıp da giden, yitip de giden yavan çiçekler !
Hangi yüzle sevgiliye gidecekler?

Yoksa bahar
Sadece İstanbul''a mı bahar gibi geliyor?
Bahar, sadece İstanbul''da mı bahar?
Alçak İstanbul, kahpe İstanbul !
Neden bütün baharlar sana geliyor?
Neden bütün kokular sende tutuklu?
Şimdi boğaz manzaralı parklarda
Kim bilir kaç çift el
Ürkek ve titrek birleşiyor?
Yakamozları kimler takıyor Dolmabahçe''de saçlarına?
Kim bilir kaç dudak yangın yeri,
Ve kimbilir kaç yürek yaşıyor o büyük depremi?

Ah be İstanbul !
Buraya da biraz bahar göndersene
Bi de Gülümün kokusunu !
İlle de Gül tenlimin kokusunu.
Göndersene !
Ama göndermezsin !
Ne de olsa İstanbulsun sen
Bağrında doğan sevdaları başka yerde yaşatmazsın
Seni en çok sevenlere etmediğini bırakmadın
Ümitsiz sevdaları hep kanattın
Yetmedi üstüne bir de tuz bastın.

Bahar mı?
Ne baharı?
Karnım tok sahte baharlara
Benim baharım sensin GÜLÜM
İlk goncalarını senin gözlerinde verir bahar,
Ellerinde biter bahar çiçekleri
Saçların kabarıp dalgalanmazsa
Cemreler düşmez havaya, suya, toprağa
Nasıl kokar bahar, bahar gibi
Sen kokunu vermezsen.
Sen yoksun, bahar da yok GÜLÜM
Umut yok, bugün yok, yarın yok
Dolmabahçe karanlık,
Yakamozlar boğazın dibini boylamış,
Piyer Loti kış kıyamet

Bahar sadece takvim yapraklarına geldi
Havalar da ısındı hani
Kuşlar, çiçekler, böcekler falan filan
Hepsi tamam !
Ama hani baharın kokusu,
Hani senin kokun !
Kokunu özledim GÜLÜM
Evet ! Havalar ısındı
Bunalıyorum
Oluk oluk kan terliyorum
Peki, neden her saat, her an üşüyor kalbim?

Güneş doğmak üzere
Yelkovan yakaladı akrebi dördü biraz geçe
Bir sahte bahar sabahı daha
Açacak Pandora''nın kutusunu
İçinden dökülecek her şey sahte
Güneş ısıtmayacak gene
Kalbim gene üşüyecek
Çiçekler gene kokmayacak
Martılar, yitik düşlerin peşinde
Hangi bilinmeze uçtuklarını bilmeyecekler.
Ve gene geçen baharda kalacak aklım ve aşkım.

Yalnızlık !
Yok etmek için bekleyen
Ezeli ve ebedi bir düşman gibi
Pusuda bekliyor gene.
En iyisi, biraz daha hayal biriktirip,
Yatıp uyumak gün doğmadan önce
Uyumak gün boyu
Uyumak, uyumak, hep uyumak
Ve kaybolmak başka bir boyutta
Ve kaybolmak, kaybolmak
Ve yok olmak
Ve unutmak yalancı baharları

Biliyorum,
Son bahardı geçen bahar
Son baharım
Her anı için bir ömür feda edilecek
Öyle bir bahar
Bir daha hiç gelmeyecek
Biliyorum,
Bir daha doğmayacak Dolmabahçe''de dolunay
Yakamozlar sonsuza dek sönecek
Umutlar yeşermeyecek bir daha üşüyen kalbimde
Saatin son tik taklarını bekleyecek ruhum
Gitmek için gidenin dönmediği meçhule

Ama o yangın !
O yangın hiç sönmeyecek
Dünya durdukça seni seveceğim
Seni sevdikçe yaşayacağım
Ve yaşadıkça, seni seveceğim
Yaşamak seni sevmekse eğer
Ben hiç ölmeyeceğim

Yorum (yok) Yorum yaz!

Camdan Kalp

camdan kalpp .. (:

 

 

 

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

ah şu diş hekimleri ;)

 ALLAH başımızdan eksik etmesin değerli diş hekimlerimizi ama düşürmesinde...

2 haftadır dişçiye gidip geliyorum artık yakında akraba çıkacağız..
bu sabah 6.30 evden çıktım.
7.30 klınikteydim(yerini ve hangi şehir de olduğunu yazmim tanıdık var çok ayp olmasın)

neyse saat 9 kadar bekledim ve çok şükür erken gitmenin avantajı olarak ilk sıra bende olduğundan gelirgelmez dt(dentist) simiz çağırdı içeri girdik ve başladııı ..

ama ben de zaten 1 gece önceden aynı korku başlamışdı..tizlerim titriyor karnıma garip ağrılar giriyordu...

yine neyse önce iğne yaptı ama ben önden uyardım benm reflekslerim hemen tepki verir korkmayın .oda bana tansiyon vs varmı diye sorguya aldı..
allaha çok şükür hiç bi rahatsızlığım yok şu diş nerden çıktıysa(şimdi aykut kardeşimi duyar gibiyim (dişlerinize iyi bakmazsanız olacağı bu) diye ama ben çok iyi bakarım dişlerime bu bi kazaydı sanırm)

nerde kalmıştık ...
hıı allahtan eli hafifmiş hiç bişey hissetmedim iğneyi bile

vee başladı o korkunç ses vıyyyy zıyyy bende içimden sakin ol şimdi bitecek diyorum ama nerdeee
aletin ucuna bi birini takıyor bi başkasını sürekli değişitirp duruyor..

ama 45 dakika bir insanın ağzı açık tutulurmu yaaa el insaf

kanal tedavisi ya çok ince iğne gibi bişeyler dişin içine sokup çıkartıyor

sanırım geçici bir hafıza kaybına uğramışım bi müddet sonra bi ses duydum ağzınızı sakın kapatmayın diye dt önde ben arkada gidiyoruz meğer film çekilecekmiş indik bi alt kata..
dt gitti ..
ve masanın başındaki adam ağzım açık zaten elimde peceteyle dolaşıyorum tam yarım saat olmuş bana adımı soruyor
hey allahım yaa içimden demediğim kalmadı dt de ısrarla ağzını kapatma diyor bana onada konuşturmayın diyor..
çok afedersiniz gerimi dir nedir ...
neyse filmi çekti ama ikide birde bana adını söyle diyorlar ..yaa kardeşim nasıl söylim kalmi kağıdı gösteriyorum yazım diye ama anlamıyorlar.. bekledim 5 dk sonra verdiler akıllarına geldi en sonunda nihayet yaz bakalım diye bide kaba bir şekilde
konuşmazlarmı ?..allahım ya sabır ama içimden neler söylüyorum bilseniz..( asla küfretmem)

filmi aldım çıktım koşa koşa artık bi hışımla girdim içeri zaten konuşamıyorum ağzım çenem uyuşmuş elimdeki peçete sırlsıklam olmuş. dt verdim filmi yine koltuğa uzandım
bir 10 dakika daha sürdü ve nihayetttt bittttiiiii

dedim amaaaa bitmemiş bu günlük bukadarmışşşş
yani cumaya bir randevu daha verdi
yine aynı ses yine aynı korku
offff allahım tüm dt lere sonsuz saygı ve selamlarımla...
hala çenemdeki uyuşukluk geçmiş değil ayrıca verdiği ilaçda uyku yaptı kafam sersem gibi ama ağrım devam ediyor halaa



okuma zahmetine girdiğiniz için teşekkür ederimm
bende içimdekini sizlerle paylaşayım dedim di

Yorum (2) Yorum yaz!

güvercin gibi uçsun

Yorum (yok) Yorum yaz!